Meme kanser tanısı hasta ve eşleri için psikososyal güçlükleri beraberinde getiren tanı ve tedavi süreçlerini içermektedir. Meme kanseri tedavisi sonrası dönemde bireylerin fiziksel, psikolojik ve sosyal boyutlarda etkilenme düzeyi ve yaşanan sorunlar yaşam kalitesini düşürmektedir. Meme kanseri tanısı hem hasta hem de ailesi için emosyonel güçlükleri barındıran bir süreçtir. Meme kanseri tanısı alan hasta yanında eşleri de yaşamlarında kanserin tanı ve tedavi süreçlerinin posttravmatik etkilerini önemli düzeyde yaşarlar (1).
Meme Kanseri ve İlişkiye Uyum
Meme kanseri, kadınların yaşamlarını derinden etkileyen ciddi bir sağlık sorunudur. Ancak, sadece hasta değil, aynı zamanda hasta olanın eşi de bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır. Meme kanseri cerrahisi, sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda duygusal ve sosyal açıdan da birçok zorluğu beraberinde getirmektedir.
Mastektomi olmuş kadınlar ve eşleriyle yapılan bir çalışmada, eşlerin yoğun olarak endişe duyması hem kadının hem de erkeğin duygusal desteğe ihtiyacı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu durumun evlilik uyumunu olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir (2)
Kemoterapi sonrası kimyasal olarak tetiklenen menopoz ve meme kanseri cerrahisinden kaynaklanan yağlanma, orgazm, doğurganlık kaybı korkusu, olumsuz beden imajı, cinsel çekicilik, kadınlık kaybı, depresyon ve anksiyete gibi değişiklikler, kadının cinsel isteksizliğine ve libido azalmasına sebep olurken, eşi ile de cinsel anlamda problemler yaşamasına sebep olabilmektedir (3).
Meme Kanseri Tedavi ve Tedavi Sonrası Sürecin Evlilik ve İlişki Sürecine Etkisi
Meme kanseri olan hastalarda yalnızlık duygusu gelecekle ilgili planlarının ne olacağı, yaşantılarının ne şekilde etkileneceğini bilmeme sonucunda gelişmekte, bozulan eş ve aile ilişkilerine bağlı olarak bireyin var olan sosyal ilişkisi ile arzuladığı ilişkisi arasındaki tutarsızlık sonucu hoş olmayan öznel ve psikolojik bir durum olarak göze çarpmaktadır (4).
Çalışmalarda kanserden sağkalımın sınırlı olumlu etkilerinin beraberinde, çoğunlukla olumsuz etkilerinin olduğu gösterilmiştir.
Kanser sonrası olumlu değişimler;
*post-travmatik gelişme/ travma sonrası büyüme,
*yaşamın anlam kazanması,
*yaşama bakış açısında değişim,
*empati yeteneğinde gelişme,
* maneviyatta gelişim,
*sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanma
*ilişkilerde güçlenme olarak belirtilmektedir
Kanser sonrası Olumsuz değişimler ise; fiziksel, psikolojik ve sosyal boyutlarda olup, özellikle sosyal boyutta; ilişkilerin kısıtlanması ve damgalanma, ayrımcılığa uğrama, sosyal ağlarda azalma, evlilik yaşantısında güçlük yaşama, boşanma, rolleri sürdürmede güçlük, ekonomik ve işle ilişkili problemlerdir.
Tedavi sonrası süreçlerde kanser tanısı alan hastaların sosyal destekte azalma yaşadıkları belirtilmekte ve sosyal destek alanı en büyük endişe alanlarından biri olarak algılanmaktadır (1).
Özellikle meme kanseri veya diğer jinekolojik kanser türleri, genç yaştaki kadınların eşleri tarafından travmatik bir durum olarak algılanmakta, evlilik içi ilişkileri olumsuz olarak etkilemektedir (1).
Romero ve ark. yaptığı çalışmada duygusal desteğin kadınların baş etme düzeyine etkisini belirlemeye yönelik olarak Evre I ve Evre II meme kanseri tanısı konan 45 hasta ve eşleri ile yapılan bir araştırmada, eşin sağladığı duygusal desteğin kadının hastalığa uyumuna ve hastalıkla baş etmesine olumlu etki yaptığı gösterilmiştir (4).
Meme kanseri tanısı almış kadınlarda ruhsal ve cinsel sağlığın en önemli belirleyicilerinden biri eş ile olan ilişkinin kalitesidir.
• Eşler arasındaki ilişkiler, kanser tanısı öncesi güven dolu, paylaşıma dayalı bir ilişki ise, bu sorunun üstesinden gelmek ya da baş etmek çok daha kolay olmaktır.
• Çoğunlukla eşler, kadınların ne hissettiğini bilmediklerinden ya da bu konuda konuşamadıklarından dolayı eşler arasında giderek artan uzaklaşmaya neden olabilmektedir.
• Eşlerin özellikle tedavi ve bakımla ilgili kararlara katılımı, hastanın tüm psikolojik sıkıntılarını paylaşmaları önemlidir.
• Eşler arasındaki ilişkiler, kanser tanısı öncesi güven dolu, paylaşıma dayalı bir ilişki ise, bu sorunun üstesinden gelmek ya da baş etmek çok daha kolay olmaktır.
• Çoğunlukla eşler, kadınların ne hissettiğini bilmediklerinden ya da bu konuda konuşamadıklarından dolayı eşler arasında giderek artan uzaklaşmaya neden olabilmektedir.
• Eşlerin özellikle tedavi ve bakımla ilgili kararlara katılımı, hastanın tüm psikolojik sıkıntılarını paylaşmaları önemlidir.
Yapılan çalışmalarda;
* Evlilik doyumları ve eşlerinden aldıkları duygusal desteği daha iyi olan hastalarda depresif belirtilerin, cinsel yaşam ve beden algısı ile ilgili sorunların daha az görüldüğü (5)
* Eşlerin hastalara nasıl davranacaklarını bilmedikleri için huzursuz oldukları ve buna bağlı olarak stres yaşadıklarını ve mastektomi deneyimleyen kadınların ameliyat öncesi eş uyumlarının iyi olması durumunda ameliyat sonrası da iyi olduğunu (6)
* Meme kanserli kadınlarda cerrahi operasyon geçirmenin beden imajı, cinsel yaşam kalitesi ve evlilik uyumunu olumsuz yönde etkilediği (7)
* Meme kanseri olan kadın hastaların evlilik uyumu arttıkça daha çok etkili, daha az etkisiz baş etme biçimi gösterdiği belirtilmektedir (8).
Meme kanseri tanısının hastada belirsiz gelecek korkusunun yanı sıra; vücut bütünlüğünün bozulacağı ve kadın olarak güzelliğini, cinselliğini ve annelik yeteneğini kaybedebileceği, yalnız kalacağı, başkalarına muhtaç olacağı ve acı çekeceği korkularına, beden imajında, kendilik kavramında, duygusal, davranışsal durumunda, aile dinamiğinde, hasta ve ailesinin rollerinde değişimlere neden olmaktadır.
Meme kanserini bir aile hastalığı olarak ifade etmek yanlış olmayacaktır. Hastalığın, hasta üzerindeki etkilerinin yanı sıra hastanın ailesi üzerinde de etkileri mevcuttur. Hasta eğer evli ise aile üyelerinden en çok eşine görev düşmektedir. Eşler, ailede meydana gelen rol değişiklikleri, hastanın sorumluluklarını üstlenme, azalan gelir kaynakları ve hastalıkla artan giderleri karşılama çabaları içinde yorgun ve depresif olabilirler. Bu yorgunluk ve tükenmişliğin yanı sıra sevdiği insanın çektiği acılar karşısında elinden bir şeyin gelmemesi yoğun bir çaresizlik duygusuyla yaşamasına sebep olur. Eşin bakım verme görevini sürdürebilmesi için desteklenmesi, ihtiyaçlarını karşılayarak her an hasta eşinin yanında olabilmesi için desteklenmesi en az hastanın desteklenmesi kadar önemlidir.
